O Genç Kalbime Bir Mektup: 90'lardaki O Sabırsız Bekleyişe
Sevgili Genç Ben,
Şu an bu satırları yazarken, sanki benim o heyecanlı, aceleci ve en önemlisi çok daha bilgisiz olan genç benliğime sesleniyorum. O yıllar... Ah, o yıllar. Benim için futbol sadece bir oyun değildi; o, sabahın erken saatinde yıpranan bir idealdi. O yılların ruhunu, o ruhun en saf ve en agresif halini taşıyordun. Her maçın, her gelişmenin, her beklenenin, sanki benim hayatımın bundan sonraki otuz yılına karar verecekmiş gibi bir ağırlığı vardı üzerimizde. Ve sen, sevgili kardeşim, o ağırlığı taşımakta çok kararlıydın.
Hatırlarım o TFF maçlarını. Radyoda gelen o kesik kesik yayınları, o küçük teknik detayları kafanda kurcalayan sesleri. Bizim neslimizin futbolla olan ilişkisi, ne yazık ki çoğunlukla bu yaşanmışlığın geriliminde düğümlenmişti. Bir takımın grafiğini çizerdik; yukarı inişler, aşağı inişler vardı. Ve sen, o inişlerde en sert eleştiriyi getirirdin. Sanki sadece teknik bir hata değil, bütün bir felsefenin çöküşünü görüyordun. İşte o zaman sana şunu söylemek istiyorum: Eleştiri doğru olabilir, lakin acelecilikle sarılmışsa, o eleştiri sadece kendi öfkenin yankısı olur.
Biz gençken, bir sistemin mükemmeliyetçi bir bütün olarak var olduğuna inanırdık. Her parçanın, her pasın, her koşunun, o büyük resmin ulaşılmaz bir parçası olduğuna inanırdık. Bir sonraki maçta her şeyin düzeleceğine dair o naif ama inatçı inancımız vardı. Sanki o maçın ardından gelen zorlu süreçler, sadece bir ara gösteri gibiydi. Oysa futbol, ve hayatın en büyük oyunlarından biri olan futbol, böyle basit bir doğrusal ilerleme göstermez. O, bir deniz gibidir; bazen sakin, bazen de aniden tüm gücünü gösteren bir kasırga.
Ey aceleci ruhum, o anlarda durmayı öğrenmeliydin. O anlarda, o kaotik oyunun ortasında, o istikrarı bulmak için kendini zorlamak yerine, şunu görmeyi öğrenmeliydin: Her çöküş, bir sonraki yükselişin potansiyelini de beraberinde taşır. O anlık bir gol, o anlık bir hatanın yarattığı duygusal yük, bütün haftalık yapılan çalışmanın o anki gerilimini taşıyor. Bu gerilimi dağıtmanın yolu, sadece sonucun mükemmeliyetinden değil, sürecin tamamını kabullenmekten geçiyordu.
Şimdi, bu yaşlı gözlerle geriye dönüp baktığımda, o tutkunun kıymetini biliyorum. O ateş olmadan bu klavyeye oturmazdım. Ama o ateşi, sadece öfke olarak değil, aynı zamanda sabırlı bir gözlemci olarak da kullanmayı öğrenmeliydin. O ruhunu, sadece tahrip eden bir eleştirinin silahı olarak değil, yapıcı bir mimarın cetveli olarak kullanmalıydın.
Bu saha kenarından gelen bu ses, sana sadece "haklıydın" demek için değil; aynı zamanda "aynı zamanda daha derin bir nefes almaya da ihtiyacın vardı," demek için yazılmış. Ve bu farkındalık, en değerli zaferimiz oldu.